Fikir ve ifade özgürlüğü bağlamındaki internet özgürlüğü ile telif hakları bağlamındaki internet özgürlüğü söylemini aynı kapsamda görmüyorum. Ticari bir takım içerikler üretenlere hitaben, tavsiye babında, internet teknolojisinin gittiği yön itibarı ile bu tip bir ‘telif hakkı’ duvarının uygulanabilirliğinin zorlaşacağını belirterek “uzlaşmak lehinize olur, yoksa zaten bu duvarı deldirmeyi engelleyemezsiniz, sınırsız paylaşıma izin vererek daha da iyi para kazanabilirsiniz, bunun örnekleri var” demek başka; bizatihi ticarik içerik üretici kişinin ürettiği içeriği korumaya çalışmasına tepki göstermek ve bunu özgürlük ihlali olarak görmeye kalkmak çok başka şey. Malum, özgürlük  sadece belli bir kitleye mahsus bir hak değil, başkalarının da aynı özgürlükten yararlanma hakkı bulunuyor.

Birisi bir ‘şey’ üretiyor, nihayetinde özgün bir şey ve buna kendince bir bedel belirliyor; pahalı/ucuz, değerli/değersiz bunlar apayrı,  subjektif yargılarla malul, kolayca hemfikir olunamayacak konular.  Şayet ‘telif hakkı’ diye bir şey hiçbir şartta olmamalı ise bu en geniş anlamıyla -evimizdeki eşyaların bir gece ansızın birileri tarafından kalkgidelim yapılması da dahil- her türlü hırsızlığın suç olmaktan çıkarılmasını savunmayı da gerektirecektir. Bu da kişinin ilkesel olarak tam bir mülkiyet karşıtı olması anlamına gelir ve ancak o zaman kendi içine tutarlılığa sahip bir söylem halini alır.

Bu tür içeriğin ‘paylaştıkça eksilmediği’ dolayısı ile klasik mülkiyet kapsamında değerlendirilemeyeceği savunuluyor ancak bir içerik üretmenin ve buna ulaşmak isteyenler için bir bedel belirlemenin tamamen öznel bir hak olduğu atlanıyor. Beğenmesek de ‘piyasa mekaniznaları’ mümkün olabilecek en optimum derecelendirmeyi zaten yapıyor (ben bir şarkı cd’si ya da kitap çıkartsam mesela, muhtemelen üç-beş eş dost dışında kimse satın almaz ve ürettiğim şey benim için ne kadar değerli olursa olsun bana reel dünyada bir fayda sağlamaz) dolayısı ile bu konuda kendimizce kıstas belirleyip karar vermeye kalkmak da bir hak ihlali.

Fikir ve ifade özgürlüğü bağlamında bir sansür karşıtı olmak ile üretilen ticari içeriğin korunma çabasına karşı çıkmak ve bunu sansür olarak görmek aynı şey değil. Bir ara fizy.org engellenmişti, bu örnek üzerinden gidelim: Mü-Yap vb kuruluşlar hem ciddi temsil sorunlarının olması hem de haklarını savunduklarını iddia ettikleri kişileri bizzat kendilerinin yağmalaması gibi önemli yaralarla maluller. Kapitalizmin çarkları da tüm bunları hoyratça kullanıyor, ona da tamam. O zaman okuduğumuz kadarı ile fizy.org’a karşı ticari bir ilkesizlik de yapılmıştı, o da doğru. Ama tüm bunlar ‘telif hakkı’ denen şeyi ortadan kaldırır mı, yani özetle ‘telif hakkı’ olmamalı” diyebilmenin gerekçesi nedir? Böyle durumlarda bolca koparılan “sansür var” yaygarası nedeniyle konunun ilkesel boyutu güme gidiyor. Fikir ve ifade özgürlüğü bağlamında bir sansür karşıtı olmak ile üretilen ticari içeriğin korunma çabasına karşı çıkmak ve bunu sansür olarak görmek aynı şey değil.  İlkesizlik, temsil sorunu ya da kapitalizmin malum çirkin çarkları gibi konular daha farklı bağlamdaki husus, genel ve ilkesel olarak telif hakkı sahiplerinin paylaşıma izin vermeme haklarını tek başına değersizleştiren bir şey değil.

Epeyce önce Taraf gazetesinin içeriğini ödeme duvarı ile kapatmasını eleştirmiş bunun ‘kendi ayağına kurşun sıkmak’la eş değer olduğunu belirtmiştim. Müzik endüstrisi için de aynı şey söylenebilir; ‘telif hakkı’ duvarı çözüm değil. Ama bir hak. Tıpkı Taraf’ın yaptığının da çözüm olmadığı ama en doğal hakkı olduğu gibi.