Geçen yıl referandumundan önce FriendFeed’de bir tartışma-sohbet sırasında yazmıştım bunları. O zamandan beri gelişen sürecin bu görüşlerimi iyice doğruladığını düşünüyorum:
“Yil 2006. A. Agaoglu IHD’den nicin ayrilmisti, hatirlayaniniz var mi? Hikmet Fidan desem? Sahi kim oldurmustu Fidan’i, neden oldurmustu? Bunu sunun icin sordum. Hatirlayin, yil 2002-2005 arasi. PKK eylemsiz, teror, cok nadir karsilasmalar disinda neredeyse bitmis durumda. AKP, AB reformlarini hizla gerceklestiriyor, bir yandan Kurtce egitim, Kurtce yayin gibi konularda adimlar atilmaya baslanmis. Statuko kontrollu bir saskinlik icinde, oyle, ne yapacagi konusunda kararsiz, bekliyor. Bu iyimser ortamda DEHAP icinde bariscil cozum dillendirilmeye baslanmis, Ocalan gudumune karsi cikan sesler daha belirginlesmeye baslamis. Derken 2005 baharinda, durduk yere tam da bu iyimser, “hah iste sorunlar cozulecek galiba artik” dendigi bir ortamda PKK eylemlerine tekrar basliyor. Gerekce ne? Koca bir hic. Evet koskoca bir hic. Tam o siralarda silahsiz, yasal, bariscil cozumden yana olan parti genel başkan yardimcisi Hikmet Fidan olduruluyor. O. Baydemir, Fidan’a ambulans dahi vermiyor. Zanlilar emri PKK’dan aldik diyorlar. DEHAP cinayeti kinayamiyor bile, IHD de ayni sekilde. A. Agaoglu bu yuzden IHD’den istifa ediyor. DEHAP yonetimi 2002-2005 arasindaki demokratik gelisime ve iyimser havaya ragmen durduk yere sertlesiyor. Yani barismis, iyi seyler oluyormus, AB uyumu Kurtler icin zaten son donemde savunduklari haklari verecekmis, umurlarinda degil.
Bakin o sirada bir sey daha oluyor. Kurt halki da baris istiyor ama onlari tahrik edecek bir seylere ihtiyac var ki, eylemlere baslayan PKK tabandan da destek alabilsin, sokaklar da buna icten ice katilsin. Iste vesayet kampi hemen yetisiyor, Umut Kitabevi bombalaniyor, Allah’in isi, adamlar yakalaniyor, asker cikiyor! Ve ortalik karisiyor. Ama dolayli, ama dolaysiz; ittifaki goruyor musunuz, nerede ne zaman birbirlerine ihtiyaclari varsa nasil da yardima kosuyorlar? O zaman PKK’nin mesruiyetinin devami icin kana, bunun icin de eylemlerini gerekcelendirecek argumanlara ihtiyaci vardi, vesayet yetisti, bu destegi sagladi.
Hatirlayin, bu bombalama sonrasi yapilan 40.000-50.000 kisilik gosterileri. Simdi vesayetin de onlara ihtiyaci var, “hiyariim vaar” diye ses etti, bunlar hemen tuzlugu alip kostu. Bu ornek uc gelebilir belki, ancak son 3-4 yildir tum kritik zamanlara bakin, 27 Temmuz secimleri oncesine, gelen sehit cenazelerine, kotarilmak istenen CHP-MHP koalisyonu icin nasil calisildigina, 367 zamanlarina, sonra “c.baskanini halk secsin” referandumu siralarina, K. Irak harekati cigirtkanligina sebep olan baskinlara, vs. En son da acilim konusunda takindiklari tutuma, anayasa degisikligine vurduklari darbeye ve nihayet son saldirilara ve gelinen atmosfere. Tum kritik zamanlarda belirgin olarak vesayetin kampinda yeraldi, onun isine yarayacak bir enstruman oldu bu orgut. (*)
O zaman da defaatle yazdim, AKP gerekirse kendini, gelecek secimleri feda ederek bu sorunu cozmeli, afsa af, haksa hak ne gerekiyorsa yapmali, yeter diye. Yapamadi, yapamiyor, iste gorduk sureci, kimler nasil feryat figan, zaten adamlar ip ustunde canbaz oynuyor, darbe planlari, suikastlar, kapatilma tehlikesi, ergenekon, vs. Tamam yine de yapmaliydi, yapamadi, bu AKP’nin sucu diyelim. Ama ayni AKP hic bu tur bir acilim vs surecinden bahsetmeyebilirdi de. Cesitli sebeplerle uygulama imkani bulamadi, tamam ama bir niyet vardi en azindan. Sonra 2002-2006 arasi var yani, AB sureci. Bunu da durduranin kim oldugu belli. Ben inaniyorum ki su statukonun tasfiye sureci, bu son yapilmak istenen degisiklikle hizlansa idi, kan biraz dursa, olum haberleri boyle gelmeseydi, onumuzdeki surecte her sey daha kolay olacakti. Zaten son 7-8 yildir onceden tabu olan her sey konusuluyordu, bircok asama gecilmis, normallesmisti, tum bunlar da olacakti. Ama en basta PKK bunu istemedi, ta 2005′ten beri bu boyle. Tum eylem grafigine ve zamanlamasina bir bakin. Nerede kimin isine yaramis. PKK acikca dese ki “kardesim ben ayrilikciyim, ayrilmadan bu is bitmez”; böyle bir şeyi hiç istemesek de kendi acisindan icsel tutarlliliga sahip olur yani. Ama oyle demiyor, “baris istiyorum, uniter yapida haklar istiyorum” diyor, vs. Sonra gidiyor bunlarin yapilacagi bir surec icindeyken tam, kendisinin dogdugu batakligi yaratan adamlarla zimnen de olsa ittifak yapiyor. H. Berktay da yazdi iste, ne tutarslizliklar sigdirdi su kisacik zamana. Bunu anlamak, kabul etmek mumkun degil.
Bakin hangi noktadayim, simdi, su anda, devlet onkosulsuz olarak konusmayi kabul ettigini aciklasa, PKK’nin bunu baltalamak cozumu engellemek icin elinden gelen herseyi yapacagina inaniyorum ben. Bunu bana PKK ve son 4-5 yildir yaptiklari inandirdi. Tamam barisalim, konusalim halledelim. Iyi de nasil? Baris, barisi gercekten isteyenlerle yapilir. Ya gercekten istemiyorsa, ne yapilabilir? PKK kesinlikle bir sonuctur, o bolgedeki batakligi devlet yaratmistir ama oradan tureyen bu tepki, artik o batakligi doguran sebeplerle ve o batakligin kurutulmasiyla cok ilgili degildir. Bu tip her orgutun eninde sonunda basina gelecek sey de budur. Artik bizzat PKK bu sorununun cozumu onunde dev bir set haline geldi. Su net ortaminda neleri konusabiliyoruz bakin, bu noktaya gelmis bir ulkede kulturel haklar icin adam oldurmek ve bunlar karsisinda sessiz kalmak, fasitliktir, vandalliktir, cinayettir.”
Bugün 2011’in çoğunu geride bıraktık. Yazıdaki tarihleri ve olayları güncelleyin, şiddetin daha da arttırılmasından ve örgütün zaten teşne olduğu taşeronluğun, Mısır ve Tunus olaylarından sonra beynelmilelliğini daha da açık etmesinden başka değişen hiçbir şey yok. “Başbakanın dili sertleşti” deniyor, ya ne olacaktı cenazeler gelip dururken? Kaç yıllık süreç ortada işte. Hepsini geçtik, en son Barış Konseyi’nin kurulmasında anlaşıldığı, Öcalan’a ev hapsinin konuşulabildiği bir ortamdayken Silvan’a ve sonrasında gelinen noktaya bir bakın. Gerekçe: Hiçbir gerekçe yok.
“Önce devlet operasyon yaptı, o yüzden saldırılıyor” ağzı da bırakılsın artık. Devletin ne olduğunu, bu sorunu nasıl yarattığını, şimdilerde kendi içinde nasıl çatıştığını, davaları biliyor, izliyoruz. AKP’nin zikzakları da nedenleri de malum. Üstelik yıllar içinde olan önemli iyileşmeler var, düne kadar tabu olan birçok şey gerçekleşti. Bugün hak ve özgürlükler noktasında daha iyi yerde olmadığımızı kim söyleyebilir?
Peki Kürt siyaseti ne yaptı bu süreçte? Bırakın vesayetin geriletilmesine destek olmayı tam tersine yaptıklarıyla apaçık destek oldu düne kadar kanlarını emenlere. Neden? Çünkü dertleri barış falan değil. Dertleri Kürtler de değil. Dertleri kendileri. Dertleri kanla dönen rantları. Eğer bir gün bu ülkeye barış gelirse işsiz kalacak iki güç var: Birisi vesayet ve onun payandaları diğeri PKK/Kürt Siyaseti. Her ihtiyaçta kendilerini birbirlerine yardıma koşar bulmaları boşuna değil.
Bizler eylemsizlik zamanındaki askerî operasyonları devamlı olarak eleştirdik. Birileri ise PKK vururken dut yemiş bülbüle dönüyor, “PKK’ya silah bırak demeyi ahlakî bulmuyoruz” diyordu. Şimdi aynı kişiler çıkmışlar utanmadan sıkılmadan “operasyonlar dursun” diyorlar. Elbette cinayetleri desteklemek de bir tercihtir, de; hiç olmazsa bunu “barış” kelimesini kirleterek yapmayın. Riyakâlığın bile bir sınırı, ar damarının da bir istiap haddi var, dayanamaz çatlar.
Ne zaman PKK ateşkes ilan eder ve sınırdışına çekilir, BDP TBMM’ye, masaya gelir, o zaman operasyonlar durur, barış konuşulur. Gerisi laf-u güzaftır. Bundan sonrası ne olur bilemiyorum. PKK hem uluslararası dinamiklerin etkisi hem de bu toz dumanın gerekçesiyle şiddeti daha da arttıracaktır muhtemelen; Allah inşallah yüzümüze bakar ve bu güzel ülkeyi her iki tarafın kan tacirlerinden korur.
–
[*] Benim bahsettiğim vesayetle ittifak yönü konunun sadece içe bakan kısmı. Terör örgütleri iç ve dış birçok dinamikle hemhaldir; o zaman, tartışmanın seyri gereği sadece iç dinamiklere yoğunlaşmıştık. Örgüt zaten öteden beri uluslararası manipülasyona açıktı; bunu hem lojistik destek hem de varlığını devam ettirebilecek etkinlik için kullanıyordu. Arap Baharı’ndan sonra da manivelalarını sür’atle ve akıllıca, hem çeşitlendirdi, hem de güncelledi. Bugün gelinen noktadaki şaşırtıcı sertleşmenin önemli bir ksımı da Arap Baharı ve onun mevcut/olası sonuçları ile ilgilidir.
Çok yaklaşmış gibiydik çözüme, merakla izliyordum, köstek olanlar-olacaklar başarılı olur mu bu kez de diye…Maalesef öyle görünüyor…
Allah sonumuzu hayretsin demekten başka birşey gelmiyor elden. Öyle bıktık yani…