Birbuçuk yaşımdayken kardeşim dünyaya gelip hemen ardından da annem verem olunca, kaçınılmaz olarak bana bakmak anneanneme ve dedeme düşmüştü. Bundan hiç şikayetçi değillerdi; annem dışındaki dört kız çocuklarının üçü kırkları çıkmadan birisi de yedi yaşındayken vefat etmişti çünkü. Ben, onlar için adeta bir nimet oldum.
Onca kayıptan sonra ele avuca kuru bir oğlan geçince keyfini sürme yanında üzerime düşmede de aşırı titiz davrandılar. Annem birkaç yıla iyileşti ama ben ilkokul bitene kadar haftasonları dışında çok şirin küçük bir kasabada, onların yanında kaldım. Sokağa çıkışım, insanlarla temasım, doğa kanunları ile haşır neşirliliğim hep bazı zırhların gerisinden oldu. Bu yüzden kavga etmesini öğrenemedim, arkadaşlarım dağa bayıra sapanla kuş avlamaya çıkardı, bana izin yoktu. Çam, Çınar ve Kavak dışında hiçbir ağacı yapraklarından tanıyamam halen. Dereye yüzmeye arkadaşlarımla kaçak olarak değil, ancak dedemle birlikte gidebilirdim, top oynamam sadece evin önünde mümkündü. İyi top oynamasını da beceremedim bu sebepten, hâlâ arada gittiğimiz halı saha maçlarında zorla kaleci yapar beni dostlar.
Şimdiki gibi değildim; yemekle aram yoktu, marazlı, kuru bir çocuktum, elindeki tabakta sevdiğim az sayıdaki yemeklerden birisi, sokaklarda arkamdan çok koştururdu rahmetli anneannem. İlkokulda, teneffüs aralarına dedem ya da anneannem yiyecek bir şeyler getirmiştir çok; belki o zaman yerim umuduyla. Komşular kızardı, düşmeyin üzerine bu kadar diye. Birinci sınıfa başlamadan çat-pat okuma- yazmayı ve dört işlemi öğretmişti dedem. Mahallede ilk zincirli bisiklet (ki çok önemliydi o zamanlar) bana alınmıştı, bayramlarda en şık çocuk hep ben olurdum. Hiçbir şeyden kısıtlanıyormuş hissi yaşamadan, çok sevildiğimin farkına vardıra vardıra, öylece bir fanusta, bir tek tokat dahi atmadan büyüttüler beni; hem emanet olmanın hem de vefat eden dört çocuklarının kötü hatıralarının dayattığı hassasiyetlerden.
İlk kız arkadaşımı, anneme ya da babama değil, anneannem ve dedeme göstermiştim. Çok isterdim ama anneannem evlendiğimi ve çocuklarımı göremedi. Dedem ise evliliğimi ve ilk çocuğumu gördü, onun “büyük dede” deyişini duydu. Anneannem anî vefat etti, kalp krizinden. Dedem başucunda Mesnevi’den hikayeler okuduğum on günlük bir yatışın ardından, kollarımda göçtü öbür aleme. Anneannem vefat edeli onbeş dedem vefat edeli beş sene oldu hemen hemen. Anne ve babam sağlar ama hiçbir zaman anneannem ve dedeme olduğu kadar onlara yakınlaşamadım.
Şimdi büyüdüm, ‘adam oldum.’ Ama değişmeyen önemli şeyler var; ben onların yüzünden hâlâ çok naifim, hâlâ onları arıyorum, hâlâ onların sıcaklığına, koşulsuz sevgilerine muhtacım. Hâlâ onlara anlatabileceğim dertlerim oluyor ama onlar çoktandır yoklar; aramızdaki tek irtibat arada gördüğüm rüyalar ile dilimden dökülen dualar..
Allah rahmet eylesin. Nur içinde yatsınlar inşallah. Her dua özlediklerimize yakınlaşma demektir. Dualarla yakınlaşacağız artık…
Çok içten, çok içli bir yazı olmuş Suat. Eline gönlüne sağlık…
Teşekkür ederim Sevgili Enver Hocam..
O naif çocuğun yüreğindeler hala; sevgiyle, özlemle, duayla… Yoklar listemiz ardı ardına devam edecek ta ki biz de onların ardından gidene değin… Kavuştuğumuz mekan güzel olsun inşallah ve tüm sevdiklerimiz orada olsun. Dua ve sevgiyle…
İnşallah…