Algı

02/02/2010

Tekel Iscileri sorunu devam ediyor. Bu konuda birseyler yazmistim; o yazida odak kaymasi olmasin diye bahsetmedim ama aslen bu is-as dagitan, metafizik varligi varmiscasina bir konuma oturtulan “Devlet”, “Devlet Baba” anlayisi, o hep sikayet edilen otoriter, “birey icin devlet degil, devlet icin birey vardir” anlayisini besliyor; ya da tam tersi olarak bu anlayis heybesinden maddi ulufeler dagitmasi umulan devlet algisindan besleniyor. Hangisi digerini doguruyor cok karmasik bir problem ama ikisi kesinlikle iliskili. Kirsal kesimde “devlete kapagi atmak” ile “devlet korkusu” ya da “devlete olan kutsal saygi” (ki bu yasanagelen cirkinlikleri ortbas etmeyi, “kol kirilir yen icinde kalir” anlayisini da besliyor) tamamen ayni refleksten kaynaklaniyor. Sehirlerde artik yok gibi ama kirsalda kiytirik bir nufus memuru bile kopegi azarlar gibi koylu amcayi azarlayabiliyor, amcamin giki cikmiyor. Tum bunlar kultur kodlariyla alakali, tamami iliskili birbiri ile. Otoriter, birey karsiti devlet anlayisindan sikayet edenlerin sozkonusu olan “ulufe dagitan devlet” oldugunda tam da ayni anlayisa dayanan (ya da ayni anlayistan dogan) formlarla tepki gostermeleri ilginc bir ironi benim aktigim yerden.

Bu arada sunu da belirtmeden gecemeyecegim, ben bahsettigim yazimda meseleye ilkesel acidan baktim.  Esasen Tekel Iscileri sayi olarak cok fazla degiller, o devasa devlet carkinda onlara da bir yer bulunabilir tabii ki. Ben ilkesel bir gorus belirtiyorum ve bunun ‘gel-gec’ bir hukumet politikasi degil sureklilik arzeden bir ekonomi/istihdam anlayisi olmasi gerektigini dusunuyorum.  Devletin (kismen) egitim ve saglik ile savunma ve guvenlik gibi alanlar disindaki ekonomik varligini tez elden devretmesi ve hemen her kademede gorulen luzumsuz harcimalardan vazgecmesi de bu ekonomi anlayisina dahil. Yoksa bugunden yarina degisecek, bir baska hukumet zamaninda eski devletci ve populist politikalara donulecekse birkac garibanin canini yakmak elbette vicdana sigan bir sey degil.  “Devlet mali deniz yemeyen domuz” gibi soz baska ulkelerde var mi bilmiyorum, ama her kademe ve egilimdeki insanimizin tum hucrelerine sinmis bu mantalite bazi kucuk nuanslarla devam edecekse, “o halde Tekel Iscilerinin ne gunahi var?” sorusu yerinde bir soru haliyle.

Emanet

27/01/2010

Onlari yikamayi ve uyurlarken seyretmeyi cok seviyorum.

Kucuk olan cok cevval, yirtici, mucadeleci. Kolay demoralize olmuyor, tuttugunu kopartiyor. Onun icin cok endiselenmiyorum desem yeridir; bir bicimde, bu hayatin sertligini karsilayacak, onu kontrolu altina alip, ona hakim olacak gibi.

Buyuk ise cok baska. Onun naifligini, kirilganligini, simdiden, gordugu cirkinlere verdigi anlamli ama caresiz tepkileri gordukce aynada kendimi seyrediyor gibi oluyorum, urperiyorum. Ya o da aci cekerse, ya yasadigim sıkıntıların onda birini dahi yasarsa kaygisi ile agir bir sorumluluk, pismanlik biniyor sirtina birden insanin; ve boyle zamanlarda, hadi evlenmek neyse de, bir de cocuk sahibi olmak tam bir budalalikmis gibi geliyor.

Allah’im..  Su verdigin hayat, gercekten fena degil, ama n’olurdu beni biraz daha hazirlikli gondereydin..

“Kadına sen neye inanıyorsun diye soran fotoğrafçıya, kadın “ben sadece gördüğüm şeylere inanırım” diyor. “Sen neleri görüyorsun?” diye tekrar soruyor fotoğrafçı. “Tanrıyı, ölümü, aşkı…” [Ölüm Hayatı Sonsuz Bir Karede Dondurmaktır.]

Devlet is kapisi degildir, once bu anlayis degismeli. Devletin ne boyle bir gorevi ne de -gercekci olundugunda gorulecegi gibi- boyle bir imkâni var. Bu anlayisin uzun vadede yine issizlere, dar gelirlere (ve onlarin cocuklarina) zarari oldugu bir turlu anlasilamiyor. Bankamatige karti tak, parayi versin. Nereden degirmenin suyu? “Bilmem, devlet babadir, verir.” Verir; senin cebinden alir, ona, onunkinden alip bana verir. Ustelik bunu da cok haksiz kistaslarla yapar,  adil dagitsa hadi neyse. (Bkz: dolayli verginin toplam vergi icindeki orani.)  Devletin icine elini daldirip para cikarttigi metafizik bir heybesi yoktur, devlet butcesi dedigimiz sey buyukce bir aile butcesidir. 1000 TL kazanip 2500 TL harcayalim bakalim 7-8 ay, ne hale gelir butcemiz? Gokten para yagmadigina, kahrolasi dis gucler ve kaka ic mihraklar yuzunden bir turlu yeralti ve yerustu kaynaklarimizi (Osminyum, Bor, uzerine beton dokulen petrol kuyulari ve daha envai cesit degerli elementi) satip satip, “paraya para denmeyecegi” gunlere erisemedigimize gore de bu butce denk olmak zorundadir.

Tekel iscileri, asgari ucrete razi olan ama is bulamayan yuzbinlerce insan varken 4C’nin 700-800-900 kusur TL’lik, ‘garantili is’ statusunu begenmiyorlar. Read the rest of this entry »

Cogu kez,  modernitenin evrimsel bir surecin sonucu oldugu dillendirilir. Bence bunu bir evrim olarak gormek zor, sayet oyle olsaydi insanlik yuzbinlerce yillik uzak gecmisinde, orantisal bir degisim yolu izlemis olsa gerekti. Ama tam tersi olarak son 5000-7000 yila kadar statik, dengeli, doga ile barisIk bir ‘insan turu’ goruyoruz. Topragi, dogayi ihtiyacindan fazlasi icin parsellemeyen, sadece yasamak icin savasan, mecbur kaldiginda olduren, az ile yetinebilen, henuz arsizlasmamis bir tur bu.

Elbette ki, modernizmi cennetten dusus gibi algilamiyorum, sayet illa bir ‘cennetten dusus’ esigi varsayacak isem de bu avci-toplayiciliktan tarim toplumuna gecisimiz olurdu. Tarim toplumuna gecis, yuzbinlerce yillik, statik, dunyanin rakibi degil cocugu oldugunu dusunen insanin tarihinin hizli degisimini baslatan bir esIk. Yani modernizm bu hizlanmisligin en son asamasi, artik cildirmis hali ama ondan cok oncesi de var aslen. Read the rest of this entry »

“Tolstoy’un Savaş ve Barış adlı romanını bana ilk kez annem okumam için vermişti. Tolstoy’un anlatımındaki belli bazı inceliklere ve ayrıntılara dikkatimi çekmek için uzun yıllar bana bu kitaptan pasajlar okudu. Sonuçta Savaş ve Barış benim gözümde bir tür sanat okulu, estetik beğeninin ve sanatsal derinliğin bir ölçütü oldu. O gün bu gündür hiçbir saçmalığı iğrenmeden okuyamam. Read the rest of this entry »

Şiddet

28/12/2009

Sivil itaatsizlik bir erdem ise de cogu kez ise yarayan bir mucadele yontemi  degil. Ya siddet ve onun mesruiyeti? Bazilarinin savundugu, “siddetin mesriyetinin siniri ‘nefsi mudafa’dir” kistasi  biraz keskin de olsa, bu sinir, onu cok asan ve kolayla gecis yapilan flu bir cizgiye de donusmemeli kanaatimce.  Sayet bu kolay gecise razi olursak, (mesela) Serap’in (ve muhtemelen baska Serap’larin da) olumunu sanki ‘mesru zemin’e oturtuyormus gibi oluruz ki bu vicdana sigan bir sey degil.

Devletin bir konuda pek cok kabahatlerinin olmasi ve halkin emniyetinden (guya – kagit ustunde) devletin sorumlu olmasi mantigindan hareketle bu konuda hicbir islevsel gunahi olmayan halka yonelik yapilacak siddeti mesru gostermek ve “devlet bana kotuluk yapti, ben de ortaligi yakip yikarim, cana, mala kastederim, sorumlu odur, o dusunsun” mantigi kurmak, bizzat kendisine haksizlik yapildigi icin bu isyan duygusunu yasadigini dusunen mazlumlari, o sikayet edip isyan ettikleri zalimler gibi bir konuma donusturur.  Sokaklara cikan, ofke kusan, ortaligi yakip yikan insanlarin bu duygusunu psikolojik bir tahlille yaklasarak ‘anlamak’ baska bu yaptiklarini ‘mesru’ gostermek cok baska seyler. Ben anlamakta bile kendimi zorlarken (cunku hangi durumda olursa olsun sucsuz gunahsiz insanlarin ustunden bir ofke patlamasi yasamak, cana, mala kastetmek  benim anlayisima cok ters),  haliyle mesrulastirilmaya calisilmasini yanlis buluyorum.

* FF yorumlarimdan. [Ilgili tartisma]

Medya

26/12/2009

Ulkede bir seyler oluyor, bir haber duyuyoruz, ya da x gazetesi bir sey yaziyor mesela, okuyunca  “ulan yapmistir bunlar, beklenir.” diye icimizden geciyor.  Yani daha olayin basinda bir tepki ve bir durus sergiliyoruz.

Insan denen varlik, bir olay karsisinda  yargi belirtirken kacinilmaz olarak ‘bir yerde durarak’ bu yargisini belirtir. Bunun kaba ve dikkatsiz bicimde yapilmasina ‘onyargi’ deniyor; ama boyle baktigimizda aslen tum yargilar birer onyargidir. Insanlarin durdugu bir yer vardir, oradan bakarlar. “Ben onyargisizim, bu olaya tamamen nesnel bakiyorum” demek cogu kez safî palavradir.  “Ilgilenmiyorum, beni etkilemiyor, umrumda degil” denebilir, bu yonuyle meseleyi oturttugu yer, meselenin kendisiyle olan etkilesimi ile sekillenen bir konumdur, yargi degil. Sayet bir yargi  varsa onda mutlaka durulan yerin de etkisi vardir. Ve bu  normaldir. Cogu kez bu itiraf edilemese de, biraz desilince bu rahatlikla gorulebilir. Read the rest of this entry »

Fırtına

22/12/2009

Rahmetli anneannem “mutlaka, seni az da olsa uzecek, zihnini meggul edecek bir derdin olsun yaninda” derdi.  Sebepsiz değil elbette bu temenni.  Dertsiz olmak mumkun degil tabii ama ne zaman ustuste bir cok sey yolunda gitse ardından bir fırtına beklerim.

Ibn Sina’nin nubuvveti reddettigi dillendiriliyor zaman zaman. Oysa  benim bildigim Ibn Sina, nefs te­ori­si uze­rin­den nubuv­vet an­la­yisini te­mel­len­di­ren, eskatolojinin ge­rek­li­li­gi­nin akil ile kav­ra­na­bi­le­ce­gi­ni an­cak bu alem­le il­gi­li bil­gi­le­rin nubuv­vet bil­gi­siy­le el­de edi­le­bi­le­ce­gi­ni savunan, musluman bir filozoftu. Su var ki, nubuvvetin eskatolojiye dair ge­tir­dik­le­ri­nin sem­bo­lik bir anlatim oldugunu dusunur,  vahyin alinis sekli uzerine ‘teknik’ bir takim dusunceler serdederdi. Ama bunlar ‘nubuvveti inkar’ olarak nitelendirilemez.

Onun bununla suclanma sebebi, Gazali’nin haksiz tekfiri olabilir. Read the rest of this entry »